Serbest Forum
February 27, 2024, 08:03:53 pm
Welcome, Guest. Please login or register.

Login with username, password and session length
 
  Home Help Gallery Staff List Login Register  

Gördüklerim Yaşadıklarım - Ermeni Konusu

Pages: 1 2 [3]   Go Down
  Print  
Author Topic: Gördüklerim Yaşadıklarım - Ermeni Konusu  (Read 1063 times)
Mod_1
Guest
« Reply #30 on: April 24, 2010, 04:16:30 pm »

Şubatın ortasında topçu subaylarına Ordu Karargâhının emri
üzerine iki vagon verildi. Subaylar, eşyalarının bir kısmıyla ailelerinin
bir bölümünü bu vagonlarla cephe gerisine tahliye ettiler. Geriye
kalan ailelerin ve malzemelerin tahliyesi için üç vagon daha talep
edilmişti. Bu isteğe Ordu Karargâhı tarafından, Karargâh Erzurum’dan
ayrılmadan bir süre önce izin verilmişti.
Karargâh şehirden ayrıldıktan sonra, bu vagonların tahsisi işi
uzadı. Sonunda Albay Zinkeviç tarafından, vagonların teslim edilmesi
için yazılı müracaatta bulunuldu.
Bu belgeyi alan vagon tahsisatından sorumlu Ermeni memur
veya subay, iki gün içinde vagon tahsis edilemeyeceğini bildirmişti.
Daha sonra ne zaman tahsis edileceğini bildireceğine dair söz vermiş.
Oysa Ermeni kaçaklar tahsisat işinde bizim önümüzde, öncelikli yere
sahiptiler.
Araba katarlarında bizzat kendimiz ve Ruslar olmadan
ailelerimizi ve eşyalarımızı arabalarla göndermekten sakınıyorduk.
Zira, cephe gerisindeki lojistik hatları bile iyi silahlanmış Ermeni
kaçaklar ve firarilerle doluydu. Buralar hiçbir surette emniyetli değillerdi. Çünkü, muharebe sahasından ve gerçek askerlerden
korkakça ve rezilce kaçan Ermeniler, tek başına yakaladıkları silahsız
ihtiyar, kadın ve çocuklara sürü hâlinde saldırırken haddinden fazla
cesur, fedakârlık derecesinde de gözü pektiler.
Bu sıralarda cephe gerisinden, birliklerin takviye edilmesi işi çok
yetersizdi. Piyade birliklerinin morali hayli bozuktu. Ne üst rütbeli ne
alt rütbeli hiç kimse komutanlarına itaat etmiyordu. Bölükler, Antranik
gelmeden önce mevzilere gitmeyi reddediyorlar ve gitmiyorlardı.
Şimdi gidiyorlar, fakat cepheden rezil bir biçimde firar ediyorlardı.
Antranik’in bizzat kendisi onları kılıçla ve yumruk darbeleriyle
mevzilere geri kovaladı. Rus subaylarının zorla tutulduğu birlikler de
küçük ve kirli birer çete hâlini almışlardı.
Bilmiyorum, Antranik, askeri meselelerde çok bilgili birisi
olabilirdi, fakat Albay Doluhanov tarafından bana iletilen Topçu
birlikleriyle ilgili emirleri, anlamsızlıkları ve saçmalıkları ile sık sık beni
hayretler içerisinde bırakıyordu.
Meselenin teknik tarafı, maiyetteki toplar için iyi eğitilmiş
mürettebat, alt komuta kademesi için iyi personel, her şeyden önce
yeterli sayıda iyi eğitimli ve kuvvetli piyade gerekli olduğu olguları hiç
hesaba katılmaksızın, Antranik’in önderlik ettiği Ermenilerin tüm
ümidinin Rus toplarında ve Rus topçu subaylarında olduğu
görülüyordu.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #31 on: April 24, 2010, 04:17:23 pm »

Asıl amaçları çok açıktı: Kaçış sırasında toplarla örtü sağlamak.
Gerçekte de aynen böyle oldu.
Trabzon’da barış görüşmelerinin başlaması devamlı
erteleniyordu. Başlangıçta eski duruma göre 17 Şubatta yapılması
kararlaştırılmış, sonra 20’sine, en sonunda da 25 Şubata ertelenmişti.
Bu haberleri Erzurum Müfreze veya Kale Karargâhı vasıtasıyla
alıyordum. Telgraf muhaberem yoktu. Her iki karargâhım da şehrin
birbirine zıt istikametinde bulunuyordu. Kale karargâhının telefon
muhaberesi neredeyse hiç çalışmıyordu. Bazen çalıştığında da hiçbir
şey anlaşılmıyordu. Bu yüzden günde iki kez bizzat Kale karargâhına
gitmem gerekiyordu.
Albay Morel’den ve karargâhından aldığım bilgilere göre;
cephede düzenli Türk birlikleriyle değil, bilakis kürt çeteleriyle ve
aralarında Türk Ordusunun 1916 yılında Erzurum’dan ayrılışı sırasında
burada kalmış pek çok eğitimli askerin de bulunduğu, civar köylerde
isyan etmiş gruplarla karşı karşıya olduğumuzu anlıyordum.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #32 on: April 24, 2010, 04:18:10 pm »

Bu kürt çetelerin, aralarında askerlerin de bulunduğu yerel halkın
nefs-i müdafaa maksadıyla teşkil edildiği, buraya gelen birkaç Türk
subayı ile asker eğitmen tarafından askeri bir eğitimden geçirildiği
tahmin ediliyordu.
Saldıranların ellerinde sadece Ermeniler tarafından Erzincan’dan
geri çekilirken bırakılmış iki Rus Dağ Topu bulunduğu hesap
ediliyordu. Keşif sonuçlarına göre kürtlerin Famski, Erzincan ve Oltu
istikametlerinden saldırması gerekiyordu. Cephe gerisinden, Kars
yolundan ve Palandöken’den de gelmeleri muhtemeldi. Albay Morel,
nedense başlıca tehlikenin Oltu istikametinden geleceğini
değerlendiriyordu.
Keşif faaliyetleri, bana göre, Ermeniler tarafından berbat bir
şekilde yapılıyordu. Atlı birlikler, keşif faaliyetleriyle değil, daha ziyade
köylerde soygun ve katliam, köylülerin hayvanlarını çalmakla
meşguldü. Keşif raporlarında sık sık yalan söylüyorlardı.
Eğer keşif müfrezesinden 2000 kişilik düşman kuvvetinin
saldırdığı bilgisi alınmışsa, gerçekte orada 200 kişiden daha az bir
kuvvet olduğu ortaya çıkıyordu.
300-400 kişilik keşif müfrezesinin üstün düşman kuvvetleri
tarafından çembere alındığına ve birliğin kuşatmayı yarmayı
başardığına dair bir bilgi alındığında ise müfrezenin bir ölü ve bir
yaralı kaybı olduğu ortaya çıkıyordu.
Bir gün gündüz vakti, Ermeni bir subay, telefonla topları
korumakla görevli askerlerle müfrez görevde bulunduğu topçu
muharebe sahasından, 400 kişilik silahlı bir müfrezenin üzerlerine
doğru hareket hâlinde olduğunu telefonla rapor etmişti. Gerçekte ise
tam karşıdaki köyden silahsız iki kişinin geldiği ve bir süre sonra da
geri döndüğü anlaşılmıştı.
Ermenilerin Erzincan’dan kaçışlarından Erzurum’un Türk
birliklerince alınmasına kadar geçen süre zarfında, saldıran Türk
güçlerinden, şu ana kadar bildiğim kadarıyla keşif birlikleri sadece bir
süvari ele geçirmişlerdi. Ben bu kişiyi bizzat görmedim. Kuvvetle
ihtimal bu talihsizin ya ayakları donmuştur ya da bir başkasının
yardımı olmaksızın yürüyemeyecek durumdadır.
İkinci toplantıdan sonra bana, Alaydan terhis edilip Rus
Kolordusuna, başka komutanların emrine ve diğer milliyetlerden
askerlerin bulunduğu birliklere atandırılma isteklerinin yazılı olduğu
birkaç dilekçe sunulmuştu.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #33 on: April 24, 2010, 04:18:59 pm »

Albay Morel’e; muhtemelen pek çok Rus subayının belki de
hepsinin Erzurum’dan gidebileceğini rapor ettim. Kıpkırmızı kesildi ve
zorla da olsa, Divan-ı Harp kararlarıyla da olsa buna müsaade
etmeyeceğini söyledi. Ona, topların hâlâ benim subaylarımın elinde
bulunduğunu, şiddete karşı toplarla cevap verilebileceğini, mevcut
şartlarda hükûmet kararnamesine dayanarak gitmenin, herkesin
kanuni hakkı olduğunu ifade ettim.
Albay Morel’e hiçbir subayın kendiliğinden gitmek istemediğini,
herkesin hakkından istifade etmek için kanuni izin istediğini, aksi
taktirde kanunî görevlerinin başında kalan bizlerle, daha önceden
kendiliğinden giden kimseler arasında hiçbir fark olmayacağını izah
ettim. Durum şimdi öyle karmaşık bir hâl almıştı ki, vicdan ve görev
şerefi, burada kalmaya müsaade etmiyordu.
Albay Morel, gitmek için hiçbir kanuni hakkın olmadığını, gitmek
isteyenlere, bunu denemeye kalkışmaları hâlinde, Kıdemli Üsteğmen
Yermolov’a verdiği gibi sicil vereceğini söyledi.
Albay Doluhanov’un Tiflis’te ve Batum’da pek çok istekli subay
olduğunu belirtmesi üzerine, istemeyen kişileri kalmaya zorlamanın
anlamsız olduğunu söyledim. Albay Morel; gelen İngiliz subaylarından,
Erzurum’da kendi emrine görevlendirilmesi için 60 İngiliz topçu subayı
gönderilmesini rica ettiğini ve bu konuda kendisine söz verildiğini
açıkladı.
Bu konuşma yapılırken, Erzurum istasyonunda paralı olarak
istasyon şefliği görevini yürüten bir Rus veya muhtemelen Polonyalıyı
hiçbir para karşılığı görevde kalmak istememesi üzerine
tutukladıklarını ve zorla kalmaya mecbur ettiklerini öğrendim.
Tabur komutanlarına, mümkün mertebe topçu karargâhı
yakınlarına, bütün subaylar dahil olmak üzere taşınmalarını, emirleri
daha iyi iletebilmek ve her ihtimale karşı, bir şey olması durumunda,
dağınıklığa ve tuzaklara düşülmemesi maksadıyla, subayları kendi
yakınlarında gruplandırmaları emrini verdim.
Kıdemli Üsteğmen Yermolov’dan, Erzurum’dan ayrılmadan önce,
Sarıkamış’ta, Ordu Kurmay Başkanı General Vışinski’ye uğrayarak,
burada hangi şartlarda bulunduğumuzu, Ordu Komutanından bir an
önce bizleri Ermeniler arasındaki bu düzmece hâlimizden kurtarması
için girişimde bulunmasını istediğimizi anlatmasını rica ettim. Aynı
şekilde durumumuzu Topçu Başkanı General Gerasimov’a da
aktarmasını söyledim. Yermolov, 25 Şubatta gitti.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #34 on: April 24, 2010, 04:19:44 pm »

Galiba 24 Şubatta Erzurum üzerinde bir Türk tayyaresi
görünmüş, keşif yapmış ve geri dönmüştü. Bundan, düzenli Türk
birliklerinin şu sıralar Erzincan’da ve hatta Mamahatun’da16
bulunduklarına hükmettim.
Bu günlerde Albay Morel, Türklerin Erzurum’un temizlenmesini
talep eden bir “bildiri” gönderdiklerini söylemişti. Erzurum’un Türkler
tarafından alınmasından sonra Kolordu Komutanı Kazım Bey17 ile
görüşmemde; bunun hiç de bir bildiri olmadığını, bilakis kendisinin,
yani Türk Kolordu Komutanının gerçek bir mektubu olduğunu
öğrendim.
Eğer, Türklerin isteği bizce kabul edilseydi ve bu mektuba
anonim, illegal bir yazı gibi bakmamız gerekseydi bile, her hâlükârda
Albay Morel, beni yanıltmak ve resmi bir mektubu, düzenli Türk
Kuvvetlerinin komutanı tarafından imzalandığını gizleyerek, “bildiri”
diye adlandırma hakkına sahip değildi.
24-25 Şubatta, Kale karargâhının bilgilerine göre, cephede
durum endişe verici değildi. Tekederesi18
yakınlarında, oraya
gönderilen müfreze tarafından tutulan bir kürt grubunun bulunduğu
haberi geldi. Ilıca yakınlarında Erzurum’dan yetişen kuvvetler, güya
birkaç verst (1,06 km.) geride düşmanı püskürtmüşler.
26 Şubatta, Erzurum’dan Tekederesi’ne giden Ermeni
müfrezesinin kuşatıldığı, darmadağın edildiği ve geriye kalanların
rezilce kaçtıkları; Ilıca müfrezesinin de neredeyse koşar adım geri
çekildiği ortaya çıktı.
Albay Morel, taarruz eden Türk kuvvetlerine topçu ateşi açılması
konusunda bana sözlü emir vermişti fakat, hiçbir yerde taarruz eden
kimse görülmüyordu. Harput yolunda, panik hâlinde, dağınık vaziyette
geri çekilen Ermeni sürüsü koşuyordu.


16 Bugünkü adı Tercan olan Erzincan merkeze bağlı ilçe.
17 Kâzım (KARABEKİR), 1882 yılında İstanbul’da doğmuş, 1902 yılında Harp Okulu’nu,
1905’te de Harp Akademisi’ni bitirmiştir. 1 nci ve 6 ncı Ordu Kurmay Başkanlıkları, 18
nci Kolordu, 2 nci Kolordu, 1 nci Kafkas Kolordusu, 14 ncü ve 15 nci Kolordu
Komutanlıkları, 14 Haziran 1920’de Doğu Cephesi Komutanlığı görevlerinde bulundu.
21 Ekim 1923’te 1 nci Ordu Müfettişliği’ne atanmakla beraber aynı zamanda
milletvekili olduğundan, Büyük Millet Meclisi kararıyla 19 Aralık 1923’te izinli
sayılmıştır. TBMM’nin I nci ve II nci devrelerinde Edirne Milletvekili, V nci ve VIII nci
devrelerinde de İstanbul milletvekili olmuştur. 1946-1948’de TBMM Başkanlığı
yapmıştır. 25 Ocak 1948’de vefat etmiştir. AskerÎ, siyasî, tarihî mahiyette pek çok
konferans ve eserleri vardır. Bunlardan 44 kadarı basılmıştır. Türk İstiklal Harbine
Katılan Tümen ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri, s.177-179.
18 Erzurum merkeze bağlı köy.

Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #35 on: April 24, 2010, 04:20:31 pm »

Trabzon yolunda ise Ermeniler, sefer hâlindeki gibi konvoy hâlinde hiçbir yerde durmayarak ve
açılmayarak sakin bir şekilde geri çekiliyorlardı.
Öğleden sonra, düşmanın 6 verst uzaklıkta, Gez köyünün19
yakınlarında olduğu anlaşıldı. Benim değerlendirmeme göre, mevcudu
en az 1.500 civarında olan birlikler görünmeye başladı.
Sayı önemsizdi fakat, bunlar hiç talim görmemiş kürt eşkıya
izlenimi vermiyorlardı. Eğitim gördükleri, disiplinli bir şekilde sevk ve
idare edildikleri görülüyordu. Sadece bir miktar yaya ve süvari
döküntüsü, bunların düzenli birlikler değil, organize olmuş kürtler
olabileceğini düşündürüyordu.
Ricat edenlerin hâli acıklı ve insanı çileden çıkaracak şekilde
rezildi. Kâh yolun yakınlarında kısa kaygan bir zincir gibi dağılıyorlar,
kâh yeniden toplanıyorlardı. Korku ve endişenin hâkim olduğu
görülüyordu. Antranik, giderek dağılan bu kaygan zincirin önüne
geçti. O oradayken ricat edenler biraz doğruldular, fakat yeniden sağa
sola yattılar ve artık bir daha kalkmadılar.
Topçu ateşimiz akşama kadar devam etti. Karanlığın basmasıyla
birlikte ateş sona erdi. Kürt saldırılarına karşı savunmanın
başlamasıyla birlikte, ayrılmayla ilgili her türlü konuşmanın bir kenara
bırakılıp, her subayın muharebenin durumunun kendisinden talep
ettiği her şeyi şerefli bir şekilde ifa etmesiyle bu meseleyi nasıl
değerlendirdiğimiz kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Herkes, şimdi
ayrılmanın, adımızın ebediyen korkaklık ve hainlikle anılacağı anlamına
geleceğini çok iyi biliyordu. İlkin saldırıların üstesinden gelmek
lazımdı.
Bugün, Ermeni birliklerinin topçu tahsisinden ve muharebede
onun desteğinden faydalanma hususunda ne anladıklarını öğrendim.
Büyük Kiremitli müstahkem mevkisindeki toplarım, tamamı Harputkapı
istikametinde sıkışan ve toplara örtü sağlamak için asla ileri hareket
etmek istemeyen piyadenin bir verst önündeydi.
Aynı gün, ayrıca, Tekederesi’nden korku ve panik hâlinde
kaçmakta olan askerlerin, yine beraberlerinde bir şeyler götürmeyi,
önlerine çıkan köylerdeki halkın hayvanlarını çalmayı, yollarının
üzerinde karşılarına çıkan silahsız, münferit sivil halkı öldürmeyi
unutmadıkları da dikkatimi çekmişti.

19 Erzurum merkeze bağlı köy
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #36 on: April 24, 2010, 04:21:11 pm »

Düşmanın şehre yaklaşması, anlaşılan, karargâh için
beklenmedik bir şekilde gerçekleşmişti. Muharebe için tertiplenme konusunda hiçbir şey yayınlanmamıştı. Belki yayınlanmış olabilirdi,
ama sizi temin ederim ki, benim elime geçmemişti. Daha önceden
dışarıdan alarm verilmesi durumunda, piyade tarafından şehrin ana
hattının ele geçirilmesi çizelgesinin hazırlandığını duymuştum, fakat
bu çizelge de bana ulaşmamıştı.
Benim görevim kürtleri, top atışı mesafesinde şehrin
müstahkem hattından uzakta tutmaktı. Arazide ise, piyade ile birlikte
benim emir komutama girmeyen dağ topları vardı.
O gün ve öncesi gün, polis, şehir genelinde sadece iş
görebilecek durumdakileri değil, aynı zamanda ihtiyar ve sakat Türk
erkeklerini de topluyordu. Sorulan sorulara, karla kapanmış
demiryolunu temizlemek için işçi toplandığını belirterek cevap
veriliyordu.
Akşamleyin, bir Ermeni öğrencinin komutasındaki bu
devriyelerden birinin, gündüz vakti, ben evde yokken, kapının
üzerinde benim evimin olduğunu gösteren yazıya rağmen, arama
yapmak için dairemin kapısını zorladığını öğrendim. Dediğine göre,
öğrenci bu evde kimin oturduğunu bilmiyormuş. Ev sahiplerim
tarafından gösterilen kararlı protesto ve şiddetli karşı koyma
sonrasında bu öğrenci, bu kendini bilmez küstah, karıma kaba saba
laflar etmiş, ev sahibim yaşlı Türk’ü ve hizmetkâr kürtleri almaya
cesaret edemeden defolup gitmiş. Öğrencinin ifadelerine göre, bu
münasebetsizlik, Antranik’in emrini yerine getirirken meydana gelmiş.
Bunu öğrenince, ev sahibime eğer Ermeniler bir kez daha ev
halkını götürmek için gelecek olurlarsa, benim himayeme
geçebilmesine imkân tanımak için, kendi dairesinden benim daireme
bir geçit yapması talimatı verdim. O da bunu yaptı ve ayrıca bir de
komşusundan benim daireme geçit yaptı.
Bugün akşamleyin, Antranik’in dairesine, askeri konseye
çağırdılar. Oraya Teknik ve Seferberlik Kısım Amiri Yüzbaşı Joltkeviç
ile birlikte gittim. Kendisini son zamanlarda, benim hareketlerimin ve
Antranik’in karargâhıyla yaptığım görüşmelerin bir şahidi olsun diye,
daima yanımda götürüyordum.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #37 on: April 24, 2010, 04:21:55 pm »

Oraya gittiğimde, konsey toplantısının bensiz başlamış olduğunu
öğrendim. Anlaşılan benim fikirlerim ilgilenmeye değer görülmemişti.
Odada; Antranik, Dr.Zavriyev, Albay Zinkeviç, Albay Morel, Albay
Doluhanov ve birkaç kişi daha vardı. Albay Zinkeviç, bana Ordu
Komutanının telgrafını okudu. General Odişelidze bu telgrafıyla; Türk
Ordusu Komutanı Vehib Paşa’nın kendisini şifreli telgrafla, Türk birliklerine Erzurum’a taarruza başlama ve ele geçirme emri verdiği
hususunda bilgilendirdiğini anlatıyordu. Akabinde, General Odişelidze
müstahkem mevkinin tüm toplarının imha edilmesini ve geri
çekilinmesini emrediyordu.
Bana, Antranik imzasıyla topları imha etmem konusunda yazılı
bir emir verilmişti. General Odişelidze, topların imhasına dair emir
vereceği sözünü tutmuştu, fakat emir geç kalmıştı. Topların bir kısmı
artık imha edilemezdi. Zira Türk kuvvetleri tarafından bu topların
bizimle irtibatları koparılmıştı. Yine de elimizde daha imha
edebileceğimiz toplarımızın, yarıdan fazlası kalmıştı. Ayrıca toplardan
sökülmüş tüm kama ve nişangâh tertibatları öylece duruyordu.
Bunların hepsini işe yaramaz bir hâle getirebilirdik. Bunları yapmak
için iki üç günlük zamana ihtiyaç vardı.
Antranik devamlı surette Ermenice bağırıp çağırıyor, küfrediyor
ve birilerine lanet okuyordu. Doktor Zavriyev onu sakinleştirmeye
çalışıyor ve bize; Antranik’in cephe gerisinde oturup duran, Erzurum’a
onbinlerce asker gönderme imkânları mevcutken şu ana kadar sadece
üç-dört bin asker gönderen, hiçbir surette cepheye gitmek istemeyen
ve Ermeni halkını ve Ermenistan’ı satan Ermeni yöneticiler ve devlet
adamalarına lanet okuduğunu ve küfrettiğini anlatıyordu.
Sonunda Antranik kararını açıkladı: Erzurum’da iki gün daha
tutunmak; bu süre zarfında mümkün olan her şeyi tahliye edip ondan
sonra geri çekilmek. Antranik, varlığımızdan hiç mi hiç sıkılmayarak
bizim hazır bulunduğumuz bir ortamda üstünü çıkardı, elini yüzünü
yıkadı, pijamalarını giydi, sanki hiç biz burada değilmişiz gibi yatağına
yattı.
Doktor Zavriyev’i şehirde kundaklamaların ve yangınların
başladığı konusunda bilgilendirdim. Bizzat kendi gözlerimle biraz önce
yolda kimsenin söndürmediği, yanmakta olan bir dizi dükkân
gördüğüme işaret ettim. O, yangınların söndürülmesi emrinin
verildiğini ve gereken tedbirlerin alındığı cevabını verdi.
Doktor Zavriyev’e hangi maksatla polisin Müslüman halkı
topladığını ve bir yerlere götürdüğünü sordum. O, demiryolunun
temizlenmesi için toplandıklarını söyledi. Neden bu toplama işleminin
şimdi, karanlıkta, geceleyin yapıldığını ve çalıştırılmak için özellikle
çalışamayacak durumda olan ihtiyarların ve sakat insanların
götürüldüğünü şaşkınlık içinde sormam üzerine, bu hususta hiçbir şey
bilmediğini, fakat araştıracağını ifade etti.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #38 on: April 24, 2010, 04:22:39 pm »

Daha önceden Dr. Zavriyev ile, sivil halka uygulanan şiddet
meselesi hakkındaki yaptığımız konuşmalardan sonra söylediklerimin
onda şiddete, katliama müsaade edilmemesi için yeterince kaygı ve
endişe uyandırması gerektiğini düşünüyorum. Zira o, daima bir
hükûmet üyesi olarak, Ermenilerin sivil Müslüman halkla, en kusursuz
biçimde ve hukuk çerçevesinde ilişkiler tesis etmesini istiyor ve buna
gayret ediyordu.
Bu tür münasebetleri sadece onda değil, aynı zamanda
Erzurum’da bulunan Ermeni aydınlarından farklı kişilerde de
gözlemliyordum. Elbette onların akıllarında neler olduğunu,
hareketlerinin neler olduğunu bilmiyorum, fakat bu kişilerin sözleri,
münasebetsizlikler ve katliamlara müsaade edilmemesine daima içten
bir istek duydukları izlenimi veriyordu. Diğer Ermenilerin içgüdülerini
Dr. Zavriyev, benden daha iyi bilse gerekti, ama bilemiyordu.
Antranik, yatağına iyice yerleştikten sonra diğer odaya geçtik.
Kendi aramızda Antranik tarafından verilen görevlerin ifasına ilişkin
meseleleri görüştük ve dağıldık.
İki gün daha tutunma vazifesi olağan dışı veya olağanüstü
gözükmüyordu. Zira, önümüzde tel engelli mükemmel siperlerle,
ilerimizde şehir kale duvarıyla ve nihayetinde üç değilse bile en az iki
misli fazla sayıdaki savunma gücüyle rahatlıkla ve kolayca iki değil,
kırk iki gün ve sadece kürt saldırılarına karşı değil, düzenli birliklere
karşı da tutunulabilirdi.
Kürt saldırılarını püskürtme konusunda tamamen haklıydık, zira
Türk Hükûmeti, daha barış akdedilmesi sırasında, kürtlerin kendisine
itaat etmediğini ve onları savaşmamaya zorlayamadığını ifade etmişti.
Dolayısıyla, kürtlerden korunmamız ve savunmamız konusundaki
kaygı, bizim omuzlarımıza yüklenmişti.
Geri dönerken, yukarıda bahsettiğim yangınların gerçekten
söndürüldüğünü ve yayılmalarının engellendiğini gördüm. Şehire
dışarıdan bakıldığında hâlâ etraf sakindi. Bir katliam kıvılcımı ihtimali
tehlikesinin olmadığı görülüyordu.
Topçu karargâhına döndüğümde, hemen topların işe yaramaz
hâle getirilmesi konusundaki bütün emirleri verdim. İki gün içinde
hepsi imha edilebilirdi. Subaylarımdan, piyadenin karanlıktan istifade
ederek araziden çekildiklerine dair bilgiler alıyordum. Uzunca bir uğraş
sonrasında nihayet telefonla Albay Morel’e ulaşıp alınan raporları
bildirmeyi başardım.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #39 on: April 24, 2010, 04:23:21 pm »

Bana, buna karşı tedbirlerin alındığını, yedek ve takviye birlikler gönderildiğini, endişeye mahal verecek bir durum
olmadığını anlattı.
Saat bir gibi eve döndüm ve yattım. Geceleyin iki üç sularında,
şehirde etrafta tek tük silah sesleri işitiliyordu. Bir yerlerde
tomruklarla vurularak kapıların kırıldığını duydum. Sokaktan geçen,
gündüz vakti de dolaşan ve insanları zorla götüren orta büyüklükteki
Ermeni müfrezelerinkine benzer, ayak sesleri ve insanların gürültüleri
geliyordu. Hiçbir yerden yardım sesi gelmiyordu. Ermenilerin hummalı
bir şekilde sivil halkı tutukladıkları, belki de katliama hazırlandıkları
izlenimini edinmiştim.
Etraflıca durum değerlendirmesi yaptıktan sonra şu karara
vardım: Birincisi, biz Türklerle şerefli bir şekilde çarpışırken ve
Erzurum’a göğsümüzle siper olurken, bu kana susamış ve korkak
“özgürlük savaşçıları” Ermeniler, bizim sırtımızdan yaptıklarıyla, bizi
alçakça aldatıyorlardı. Tüm dünyaya sadece kendilerini değil, fakat
aynı zamanda, Rus subaylarının adını da rezil etme kaygısı gütmeden
savunmasız ihtiyar, kadın ve çocukları kesmeye başlamışlardı. Bu konuda bilgi sahibi olmayanlar, alçakça faaliyetlerini
gerçekleştirmelerine yardım etmeleri için Rus subaylarının Ermenilerle
anlaştıklarını düşünebilirlerdi. İkincisi ise, şimdi düzenli Türk birlikleri
saldırıyor olabilirdi. Eğer hâlen yoksalar bile, sabaha karşı veya
gündüz gelebilirlerdi. Düzenli Türk birlikleriyle savaş ise, ne Ordu
Komutanının planlarında, ne bizim vazifelerimiz arasında, ne tahminler
arasında ne de mevcut barış şartlarında asla yer almıyordu.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #40 on: April 24, 2010, 04:24:01 pm »

Buna uygun olarak şöyle bir karar aldım: Şafakla birlikte Albay
Morel’e gidip, Ermenilerden bir an önce katliamlarını durdurmalarını
talep etmesini teklif etmek; şayet bunu yapmaya gücü yetmeyecekse,
o zaman topların bir kısmının Ermenilere karşı çevrilmesini gerek
tehditle, gerekirse de ateş açarak onları bunu yapmaya mecbur
etmek. Sonrasında ise muharebeye son verip milletvekillerini
göndermeyi, Türklerle Erzurum’un kan dökülmeden iki gün içinde
temizleneceğine dair anlaşmalarını sağlamayı önermek.
Ermeniler ricat ederken, Müslüman halkın tam mânâsıyla
emniyet altına alınabilmesi içinde bir plan geliştirilmeliydi. Örneğin,
Rus subaylarından ve burada kalan az sayıdaki Rus görevli ve
askerlerinden müstakil bir müfreze oluşturmak. Türklerden kurulu orta
büyüklükteki bir müfrezeyi Rus subaylarına yardım etmeleri için veya
onların emrine vermek.
Şafakta, Yüzbaşı Joltkeviç ile birlikte Albay Morel’e gittik. Yolda,
sahra topçu silah deposunun yakınlarında depo sorumlusu Yedek Subay Bagratunyanets’den, ricat emri alındığını ve kendisinin depoyu
imha etmek istediğini, fakat Albay Morel’in depoyla ilgili yapılacak
işlerin benim tarafımdan belirleneceğini söylediğini, öğrendim. Böyle
bir ifadeye şaşırmıştım. Zira bu depo kati surette bana bağlı değildi.
Bilakis, Albay Doluhanov’un sorumluluğundaydı.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #41 on: April 24, 2010, 04:24:44 pm »

Yedek Subay Bagratunyanets’e, silah deposunun imha
edilmesinin lüzumsuzluğunu, şehrin sivil halkına amaçsız bir sertlik
gösterisi olacağını; bize, Rus topçularına ihanet edildiğini, zira ricat
emrinden haberdar olmadığımızı; hepimizin şu anda deponun
yakınlarında bulunduğumuzu ve bir patlama yaşanması durumunda
amaçsızca öleceğimizin kaçınılmazlığını izah ettim. Anlattıklarım işe
yaradı ve depo imha edilmedi.
Albay Morel’in karargâhına yaklaştığımızda herkesin kaçtığını
gördük. Karargâhın karşısında bulunan, içinde birtakım Ermeni
kurumlarının yer aldığı Amerikan Konsolosluk binası yanıyordu. Her
şey alevler içinde kalmıştı. Karargâhın ön tarafında son haddine kadar
yüklenmiş bir kamyon ve birkaç tane yüklü at arabası harekete hazır
vaziyette bekliyordu. Albay Morel ve Albay Torkom atlarına
binmişlerdi. Gitmek için hazırdılar. Saat sabahın 7’siydi.
Durumun ne merkezde olduğu ve şimdi ne yapılmasının
planlandığını sormam üzerine Albay Morel, sabahın 5’inde geri çekilme
emri verildiğini söyledi ve şu ana kadar emri almayışıma şaşırdığını
ifade etti.
Korktuğum başıma gelmişti. Rus subaylarının ve toplarının
himayesinde kaçıyorlardı. Rus subayları muharebede elleriyle topları
doldurup, tevcih edip, saldıran düşmanı durdururken, Ermeni
“savaşçılar” onların gerisinde rahatça silahsız insanları katlediyor ve
hiçbir tehlikeye maruz kalmadan soyuyorlardı. Eğer gelmemiş
olsaydım, hiçbirimiz geri çekilme emrinin çoktan verilmiş olduğunu
öğrenemeyecektik.
Daha önceden, çok ehemmiyetsiz olaylarda bile bir subay
göndererek emirler hakkında beni bilgilendirirlerdi, fakat şimdi bunu
yapamamışlardı.
İlk iş olarak Mecidiye Müstahkem Mevkisine gitmeyi ve oradan,
paltolarına ve hücum yeleklerine sıkı sıkıya sarılmış vaziyette Kars yolu
üzerinde kaçmakta olan Ermeni kahramanlara(!) bizi aldatıp, bana ve
subaylarıma verilen topları imha etme emrini yerine getirmemize
imkân tanımayıp, hemen arkamızda iğrenç katliamlar düzenleyerek
gerek şahsımı, yaşlı muharip bir subayı, gerekse maiyetimdeki subayları aldattıkları ve rezil ettikleri için şarapnelle iyice bir teşekkür
etmeyi düşündüm.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #42 on: April 24, 2010, 04:25:28 pm »

Sadece, aralarında bu meseleyle hiç ilgisi olmayan insanların hiç
suçları yokken mağdur olabilecekleri düşüncesi beni durdurmuştu.
Erzurum’da hâlen namuslu Ruslar, diğer milliyetlere mensup insanlar,
kadınlar ve çocuklar bulunuyordu.
Vakit geçirmeksizin topçu karargâhına geri dönmek üzere yola
koyulduk. Şehirdeki sokaklar, akılları başlarından gitmiş, panik içinde
kaçışan Ermeni asker sürüleriyle doluydu. Ermeni subayları
göremiyordum. Yol, baştan aşağı, kaçarken bırakılmış eşyalarla –
paltolar, askeri teçhizatlar, yiyecekler – doluydu.
Kaçmakta olan insan ve araba selinin arasından geçmek
imkânsızdı. Başka yollardan geçmek istedik. O tarafa döndük, fakat
burada bizi yoğun bir tüfek atışı ve insan feryatları karşıladı.
Sokakta ne olup bittiğini göremiyordum. Sokağın dönemeci
engel oluyordu. Sadece dönemeçte bütün sokaktaki karların üzerinin
kanla kaplı olduğu görülüyordu. Burada bir çatışmanın devam ettiğini
düşünerek geriye dönme emri verdim. Tekrar kavşağa geldiğimizde
arabamızı bıraktık ve yolun yarısından itibaren yürüyerek gitmeye
başladık.
Bu sırada, silah sesleri ve insan feryatlarının geldiği sokaktan
atının üzerinde, şehir polis müdürü olan Ermeni çıktı. Onun orada
olduğunu anladım. Sonunda tahminlerim doğrulanmıştı.
Topçu karargâhına dönünce, piyadeyle birlikte geri çekilme
emrimin tüm bataryalara iletilmesini emrettim. Ayrıca topçu
subaylarının gitmesi için nakliye araçları verilmesini de emrettim. Bir
süre sonra topçu karargâhının nakliye araçlarının tamamı, Hizmet
Bölüğü Komutanının dikkatsizliği yüzünden daha geceden kaçırıldığı
anlaşıldı. Başlarında geceleyin bir subayın nöbet tuttuğu alay nakliye
araçları ise, şimdi kaçırılıyordu. Avlu kapısından çıkan seyisler topçu
karargâhına gelmeden, Kars kapı istikametine dönmüşler ve dört nala
kaçmaya başlamışlardı.
Üzerlerinde baştan aşağı fişekler takılı bir hâlde, delice bir korku
içerisinde kaçan Ermeni askerleri, bu üstü kapalı yük arabalarına
tutunup binmeye çalışıyorlardı. Bazıları koşulu atların koşumunu açıp,
bunların üzerine ikişer kişi biniyor ve panik içinde böğürerek şehirden
uzaklaşıyorlardı
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #43 on: April 24, 2010, 04:26:13 pm »

Yolda bıraktığım arabayı da zorla alıp götürmek istemişler ancak
arabacı karşı koyunca, ona ateş edip bir atı yaralamışlar, fakat yine de
arabayı alamamışlar.
Elliye yakın nakliye arabasından, ancak iki üç üstü kapalı atlı
araba tutulabilmişti. Bunlardan da birkaç subay istifade edebilmiş,
araçlar çabucak yüklenmiş ve ayrılmışlardı.
İki yük arabası ve iki fayton daha kalmıştı. Bunlardan da istifade
edip gidilebilirdi, fakat bu sırada kaçmakta olan son Ermeniler, terk
ettikleri boş sokaklarda panik hâlinde düşüncesizce, seri bir şekilde ve
gelişigüzel ateş açıyorlardı. İster istemez bu niyetimizden vazgeçmek
ve evde saklanmak zorunda kaldık. Türkler, bize ve ailelerimize,
kürtlere karşı güvenlik garantisi veriyorlardı.
Sonradan anlaşıldı ki, eğer Ermenilerin şehirdeki tüfek atışlarına
aldırış etmeyerek gitme girişiminde bulunsaydık bile, her hâlükârda
bunu başaramayacaktık. Zira, Karskapının bu sırada irtibatı kesilmişti.
Kıdemli Üsteğmen Mitrofonov bu işe kalkışmış, fakat buranın
yakınlarında oturmasına rağmen, yoldan geri dönmek zorunda
kalmıştı.
Bir süre sonra Türk birliklerinin şehre girdiğini öğrendik. Sadece
kürtlerle değil, aynı zamanda düzenli birliklerle de muharebe ettiğimizi
kesin kes öğrenmiş olduk.
Cesur Ermeni piyadesinin(!) geceleyin, karanlıktan istifade
ederek neredeyse tamamının araziden kaçtığı ve can havliyle Kars
yoluna düştüğü ortaya çıktı. Kaçış, bir fırtına hâlindeydi. Fırtına bile,
bu kadar kısa sürede Erzurum’u, bizzat kendilerinin temizlediği gibi,
Ermenilerden temizleyemezdi.
Savunma hatlarında ve şehirde, neredeyse hiç ölü ve yaralı
Ermeninin kalmamış olması gerçeği, her şeyden ziyade, onların nasıl
dimdik savunma yaptıklarını ve nasıl uzun süre direndiklerini çok iyi
anlatmaktadır. Erzurum’da neredeyse, sadece Rus topçu subaylarının
esir alınmış olması gerçeği ise, Ermenilerin yüksek cesaretine ve
asaletine bundan daha kötü şahitlik edemez.
Erzurum’a düzenli birliklerin girdiğini öğrenince, burada
bulunduğumu bildirmek üzere yaverimle birlikte yola koyuldum.
Burada, Rusya’nın, Türkiye ile barış imzaladığını öğrendik.
Karargâha gidip gelirken ve ayrıca takip eden günlerde pek çok
Türk sokaklarda üzerime atılıyor, ellerimi öpüyor ve her vasıtaya
başvurarak minnettarlıklarını ifade ediyorlardı.
Report Spam   Logged
Mod_1
Guest
« Reply #44 on: April 24, 2010, 04:27:34 pm »

Eğer Erzurum’da Rus subayları olmasaydı, o zaman Türk
birlikleri belki de şehirde, geldiklerinde sağ kalan bir tek Türk
bulamayacaklardı hükmüne vararak, Rus subaylarına da aynı şekilde
davranıyorlardı.
Şimdi, Ermenilerin kaçmadan önce Erzurum’da neler yaptıklarını
ve ne kadar silahsız, yaşlı, kadın ve çocuk öldürdüklerini öğrenince,
eski Romalı tarihçi Petroni’nin haklarında: “Ermeniler de insandır,
fakat evlerinde dört ayakları üzerinde yürürler.” dediği; Rus şairi
Lermontov’un da bir şiirinde isabetli bir şekilde; “Sen kölesin, sen
korkaksın, sen Ermenisin” diyerek karakterize ettiği bu kişilerle
gitmeme izin vermediği için Tanrı’ya teşekkür ediyorum.
Erzurum ve Deveboynu Müstahkem Mevki Topçu Başkan Vekili
ve Erzurum 2 nci Ermeni-Rus Kale Topçu Alayı Komutanı, Harp Esiri
Yarbay Tverdohlebov
16/29 Nisan 1918
Erzurum





Report Spam   Logged
Pages: 1 2 [3]   Go Up
  Print  
 
Jump to:  

Powered by EzPortal
Bookmark this site! | Upgrade This Forum
Free SMF Hosting - Create your own Forum

Powered by SMF | SMF © 2016, Simple Machines
Privacy Policy